14 Mart 2008

A. Dilâçar

Kategori: DİL DEVRİMİNE HİZMET EDENLER — admin @ 13:21

                        
(22 Mayıs 1895 -12 Eylül 1979)
    

    Türkçeye ve Türkiye’ye tutkun bir bilgindi. Atatürk’e, Türk Devrimine yürekten bağlıydı; anadili Türkçe olanların kimisi de Türkçeyi onun gibi sevseydi, Dil Devriminin önüne dikilmezlerdi. Dilâçar, yazılarına çoklukla “A. Dilâçar” diye imza atardı; kimilerinin sandığı gibi, Ermeni olduğu ve “Agop”u kullanmaktan sakındığı için değil. Dilâçar soyadını ona Atatürk vermişti; kendi deyişiyle bu soyadı, onun gerçek adıydı. Bu adı yaşamı boyunca Atatürk ve Türkçe sevgisiyle birlikte taşımış; Atatürk’ün isteği üzerine üstlendiği Türk Dil Kurumu’ndaki “başuzman” sanını onurla korumuştur. TDK’de birlikte çalıştığı genç dilciler onun ağzından şu tümceyi sıklıkla duymuştur: “Yaşamım burada, Türk Dil Kurumu’ndaki masamda bitsin isterim.”

     Yazık ki bu isteği gerçekleşmedi; 1979 yazında dinlenmek için gittiği İstanbul’un Büyükderesinde hastalandı. Cerrahpaşa Hastanesine kaldırıldı ve 12 Eylül 1979’da 84 yaşındayken öldü.

      Babası Kayserili, annesi Yozgatlıdır. Dedesi Kayseri’de tanınmış bir tüccardır; dedesinin isteğiyle İstanbul’a taşınırlar.[1] Agop Martanyan, 22 Mayıs 1895’te İstanbul’da, Büyükdere’de doğmuştur. Dilâçar’ın çocukluğu Büyükdere ile Gedikpaşa arasında geçer. Annesinden Ermeniceyi öğrenir, ilköğretimine İngilizce öğretim yapan bir Amerikan okulunda başlar, ortayı da orada bitirir. Bu sırada İngilizcenin yanı sıra Rumca ve İspanyolca ile tanışır. Okulunun haftalık dergisinin sorumluluğunu taşımakta, basım yayım denemeleri yapmaktadır.

     1910’da Amerikan (Robert) Koleje başlar. Çok okuyan, araştıran bir öğrencidir: Latince, Yunanca, Almanca öğrenmek için çabalamaktadır. Okulun yabancı öğrencileriyle yakın ilişkiler kurarak onların dilini de bildiklerine eklemeye başlar. Rusça ve Bulgarca ile ilgili ilk bilgileri bu yolla edinir. Bu arada okulun bütün seçmeli derslerini alan tek öğrencidir. Bitkibilim, yerbilim, madencilik gibi alanları da merak etmesi, dahası yalnızca kız öğrencilere verilen yemek derslerine bile girmesi öğretmenlerini şaşırtmaktadır. Bu çalışmaları, onun ileride başarılı bir ansiklopedici olacağının muştucusudur.

     Genç Agop, yaşıtlarını türlü toplumsal etkinliklere yönlendirmekte, çoğu kez etkinliklerin düzenleyicisi olmakta, bu arada Türkçeye ilgisi yoğunlaşmaktadır. Türkçe dersine duyduğu bu sıcak ilgide öğretmeni Tevfik Fikret’in payı büyüktür. Fikret’in dersini sürekli izleyen üç öğrenciden biridir. Türkçe dersine olduğu gibi öğretmenliğe de sıcak bakmaya başlar.

     Robert Koleji, “Nevyork Bilim Ödülü”nü alarak bitirir (1915); okulu bitirdiğinin ikinci günü askere alınır. Osmanlı İmparatorluğunun, Birinci Dünya Savaşına katılan yedek subaylarından biri olarak Diyarbakır’daki 2. Orduya gönderilir. Buradan Kafkas Cephesine gider, bir çatışmada yaralanır; cephede gösterdiği başarıdan dolayı madalya ile ödüllendirilir. Savaştaki çatışmaların durulduğu bir sırada Alman subaylara Türkçe öğretmeye başlar. Yabancı subayların elinde J. Németh’in “Türkische Grammatik”i vardır; bu yapıt Agop’un da ilgisini çeker. Bu sıradaki Sovyet Devriminin (1917) etkisiyle dersler tavsar, azınlık subayların kimisi doğudaki cephenin gevşemesinden yararlanarak savaştan kaçmaktadır. Bu subayların kaçışını önlemek için onların Güney Cephesine gönderilmesi düşünülür; Agop da Güney Cephesinin yolunu tutar. O, üstlerince sevilen disiplinli bir askerdir; bu nedenle ona “mevcutlu gönderme” yöntemi uygulanmaz. Ama yanına verilen erlerin bir kısmı Halep’e ulaştıklarında, onu yalnız bırakarak geri dönerler.

     Bir Osmanlı subayı olarak ülkesinin başındaki belaları gören Agop’un bu işe çok canı sıkılır. Asteğmen Agop’u derinden yaralayan, Mustafa Kemal’in komutasındaki 7. Ordunun karargâhına vardığında, Kafkas cephesinden gelen, madalyalı onurlu bir asker olarak değil de “casus” kuşkusuyla Mustafa Kemal’in karşısına çıkarılması olur. Bu suçlamanın nedeni, Halep’teki tutsak bir İngiliz subayıyla İngilizce konuşmasıdır.

     Mustafa Kemal’in karşısına yanındaki süngülü bir erle çıkarıldığında üstünde bululan “tabancası, ilmühaber” ve bir “kitap” kendisini getiren yüzbaşının elinde durmaktadır. Paşa sorar, “Sen niye kaçmadın?”  Agop, birden sinirlenir. “Kaçmadığıma teessüf ediyorum. Ben bu vatan için kan dökmüşüm, bu madalya sahte değil. Kafkas cephesinden kaçmayan, herhalde Şam sokaklarından kaçacak değildir! Emir buyurun süngüyü çıkarsınlar.”

     Mustafa Kemal, özenli davranır, Agop’un yanındaki ere süngüsünü çıkarmasını söyler. Agop’un üstünden çıkanlar masanın üstüne konur. Agop kitap hakkında Mustafa Kemal’e bilgi verir. Bu kitaptaki kimi bilgileri saatlerce tartışırlar. Agop’un Türkçeye ilişkin açıklamaları ve kitabın Latin harfleriyle yazılmış olması Mustafa Kemal’i etkiler. Çünkü ilk kez Türkçenin Latin harfleriyle yazılışını görmüştür. Kitapta geçen “kaba Türkçe” tanımlamasından da rahatsız olur.

    Savaş bitince Dilâçar Sofya Üniversitesinden çağrı alır ve eşi Meline Hanımla birlikte gider. İstanbul’daki bir Ermeni gazetesine Türkçeyle ilgili ilginç yazılar göndermektedir. Bu yazıların Türkçeye çevrisini okuyan Atatürk, yazarı tanıdığını anımsar. Bu sırada 1. Türk Dili Kurultayı için hazırlıklar yapılmaktadır. Dilâçar da kurultaya çağrılır, bildiri sunar.

     Dilâçar, kurultay bitince İstanbul’a yerleşir. Dolmabahçe Sarayında Atatürk’ün masasındaki dil tartışmalarına katılmakta, bir yandan Türkçenin eski değerlerini araştıran yazılar yazmakta, bir yandan da çeşitli okullarda ders vermektedir. 2. Türk Dili Kurultayındaki bildirisi de ilgiyle karşılanır. Bu bildiri yaşamının yönünü değiştirmiştir. Çünkü bu kurultaydan sonra artık TDK’nin başuzmanıdır.

     Türk Dil Kurumu’ndaki yeni görevine başlamak için Ankara’ya taşınır (1934). Bu tarihten sonra Dilâçar, hep övünçle söylediği gibi Ankaralıdır. Gündüzleri erken saatlerde TDK’deki işinin başındadır, geceleri çoğunca Çankaya Köşkünde Atatürk’ün düzenlediği dil toplantılarına katılmaktadır. Yazları da aynı toplantılarda bulunmak üzere İstanbul’a gider. Bu toplantılarda özellikle yabancı sözcüklerin kökenlerine ilişkin ayrıntılı, belgelere dayalı bilgiler sunmaktadır.

     Dilâçar yalnızca sözcüklerin kökenlerine değil, o yıllarda Atatürk’ün çok ilgisini çeken Güneş Dil Kuramına ilişkin de çok yönlü araştırmalar yapmaktadır. Atatürk ona var olan görevlerinin yanı sıra başka bir iş daha önerir. 1936’da açılan Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde “genel dilbilim, dilbilim tarihi” dersleri verecektir.

     1938’de Atatürk’ün ölümü onu çok sarsar. Atatürk’ün verdiği görevleri, dil tutkusunu yaşatmak için işlerine dört elle sarılır. Fakültedeki dersleri sürerken Türk Ansiklopedisinin danışmanlığını da üstlenir. 1950’de DTCF’deki görevi sona erer, yalnızca TDK’ye ve ansiklopediye emek verir. TDK’deki yabancı dille yapılacak bütün yazışmaları üstlenmekte, yabancı dilcilerle iletişim kurmakta, TDK kitaplığının zenginleşmesi için yerli yabancı bütün yayınları izlemekte, bu arada Türkçenin ve lehçelerinin gelişimi üzerine, tüm dilcilerin bakış açısını genişleten bilimsel yazılar yazmaktadır.

Dilâçar’ın ortaya koyduğu görkemli yazılar, yapıtlar Türkçeyle ilgili çalışma yapanlar için sonsuza dek temel kaynak olacaktır. Yalnızca Dil, Diller ve Dilcilik adlı yapıtının bile aradan geçen bunca zamanda hâlâ bütün dilbilimcilerin temel kaynaklarından olduğu unutulmamalıdır. Buraya aktardığımız üç yazısı, Atatürk’ün dil sevgisine ve çalışmalarına tanıklık etmiş bir bilginden, genç kuşaklara önemli bir kalıttır. Özellikle Güneş Dil Kuramı için, belgeye dayanmayan türlü savların yeniden gündeme getirildiği 2000’li yıllarda “Atatürk ve Türkçe” adlı yazısı önemli bir kaynaktır.

     Dilâçar’ın düşünceleri, yapıtları, dil ve yurtseverliği, Türkçeye ve devrime verdiği emek, bugün de hepimize örnek olmaktadır.
Onu saygıyla anıyor, Türkçeye verdiği emeğin ve yapıtlarının gelecek kuşaklar için de yol gösterici olacağına inanıyoruz.

ZİYA GÖKALP

Kategori: DİL DEVRİMİNE HİZMET EDENLER — admin @ 13:17

ZİYA GÖKALPZiya Gökalp, (1876-1924) özellikle Milliyetçilik ve Türkçülük üzerine kaleme aldığı eserleri ile ünlenmiştir.

23 Mart 1876’da Diyarbakır’da doğdu. 25 Ekim 1924’te İstanbul’da yaşamını yitirdi. Asıl ismi Mehmet Ziya. Babası yerel bir gazetede çalışan memurdu. Eğitimine Diyarbakır’da başladı. Amcasından geleneksel İslam ilimlerini öğrendi. 18 yaşında intihara teşebbüs etti. Bir yıl sonra 1895′te İstanbul’a gitti. Baytar Mektebine kaydını yaptırdı. Buradaki öğrenimi sırasında İbrahim Temo ve İshak Sükûti ile ilişki kurdu. Jön Türkler’den etkilendi. İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katıldı. Muhalif eylemleri nedeniyle 1898’de tutuklandı. Bir yıl cezaevinde kaldı. Serbest bırakıldıktan sonra 1900‘de Diyarbakır’a sürgüne gönderildi. 1908‘e kadar Diyarbakır’da küçük memuriyetler yaptı. 2′nci Meşrutiyetten sonra İttihat ve Terakki’nin Diyarbakır şubesini kurdu ve temsilcisi oldu. “Peyman” gazetesini çıkardı. 1909‘da Selanik‘te toplanan İttihat ve Terakki Kongresi’ne Diyarbakır delegesi olarak katıldı. Bir yıl sonra, örgütün Selanik’teki merkez yönetim kuruluna üye seçildi. 1910’da kurulmasında öncülük yaptığı İttihat Terakki İdadisi’nde sosyoloji dersleri verdi. Bir yandan da “Genç Kalemler” dergisini çıkardı. 1912′de Ergani/Maden (Diyar-ı Bekir) mebusu olarak Meclis-i Mebusan’a seçildi, İstanbul’a taşındı. Türk Ocağı’nın kurucuları arasında yer aldı. Derneğin yayın organı “Türk Yurdu” başta olmak üzere Halka Doğru, İslam Mecmuası, Milli Tetebbular Mecmuası, İktisadiyat Mecmuası, İçtimaiyat Mecmuası, Yeni Mecmua’da yazılar yazdı. Bir yandan da Darülfünun-u Osmani’de (İstanbul Üniversitesi) sosyoloji dersleri verdi.

Birinci Dünya Savaşı‘nda Osmanlı Devleti‘nin yenilmesinden sonra tüm görevlerinden alındı. 1919′da İngilizler tarafından Malta Adası’na sürgüne gönderildi. 2 yıllık sürgün döneminden sonra Diyarbakır’a gitti, Küçük Mecmua‘yı çıkardı. 1923‘te Maarif Vekaleti Telif ve Tercüme Heyeti Başkanlığı’na atandı, Ankara’ya gitti. Aynı yıl İkinci Dönem Türkiye Büyük Millet meclisi’ne Diyarbakır mebusu olarak girdi. 1924′te kısa süren bir hastalığın ardından İstanbul’da öldü. II. Mahmut Türbesi haziresine gömüldü.

Osmanlı Devleti‘nin parçalanma sürecinde yeni bir ulusal kimlik arayışına girdi. Düşüncesinin temelinde, Türk toplumunun kendine özgü ahlaki ve kültürel değerleriyle, Batı’dan aldığı bazı değerleri kaynaştırarak bir senteze ulaşma çabası yatıyordu. “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak” diye özetlediği bu yaklaşımın kültürel öğesi Türkçülük, ahlaki öğesi de İslam’dı. Uluslararası kültürün yapıcı öğesinin ulusal kültürler olduğunu savundu. Saray edebiyatının karşısına halk edebiyatını koydu. Batı’nın teknolojik ve bilimsel gelişmesini sağlayan pozitif bilim anlayışını benimsedi. Dini, toplumsal birliğin sağlanmasında yardımcı bir öğe olarak değerlendirdi. Toplumsal modeli, Emile Durkheim‘in teorik temellerini kurduğu “dayanışmacılık” temelinde şekillendi. Bireyi temel alan liberalizm ile sınıfsız toplumu temel alan Marksizm‘e karşı mesleki örgütleri temel toplum birimi olarak kabul eden solidarizmde karar kıldı. Toplumsal ve siyasi görüşlerini anlattığı sayısız makale yazdı. “Türkçülük” düşüncesini sistemleştirdi. Milli edebiyatın kurulması ve gelişmesinde önemli rol oynadı.Ziya Gökalp önce Türkiye Türkçülüğü sonrasında Oğuzculuk daha sonra ise Turancılık fikirlerinin gerçekleşebileceğini düşünmüş her ne kadar bu ülkü uzak da olsa milletlerin böyle geniş ülkülerinin olmasının iyi olduğunu belirtmiştir.

NAZIM HİKMET RAN

Kategori: DİL DEVRİMİNE HİZMET EDENLER — admin @ 13:16

Nâzım Hikmet tam adıyla Nâzım Hikmet Ran lakabı “Güzel Yüzlü Şair”dir. Türk şair ve oyun yazarı. Türkiye‘de serbest nazımın ilk uygulayıcısı ve çağdaş Türk şiirinin öncüsü. Uluslararası bir üne ulaşmış ve adı 20. yüzyıl‘ın ilk yarısında yaşamış olan dünyanın en büyük şairleri arasında anılmıştır. Eserleri birçok yabancı dile çevrilmiştir. Mezarı halen Moskova’da bulunmaktadır. Türkiye Komünist Partisi (TKP) üyesi olup ayrı ayrı toplam 11 davadan yargılanmıştır.

Eserleri birçok ödül almıştır. Ancak Türkiye‘deki yaşamının çoğunu hapiste geçirmiş daha sonra Moskova’ya gitmiş ve Türk vatandaşlığından çıkarılmıştır.

1938‘de şairin cezaevine girmesiyle yasaklanıp ortadan kaldırılmış olan Nâzım Hikmet şiiri, Türkiye’de ancak ölümünden iki yıl sonra 1965‘te yeniden ortaya çıkmıştır

İlk şiirlerini hece vezni ile yazmaya başlamasına rağmen içerik bakımından diğer hececilerden uzaktı. Şiirsel gelişimi arttıkça hece vezni ile yetinmemeye ve şiiri için yeni formlar aramaya başladı. Sovyetler Birliğinde yaşadığı ilk yıllar olan 1922-1925 arası bu arama tepe noktasına ulaştı. O dönemdeki bir çok şairden farklıydı.

Hece vezninden ayrılarak Türkçe‘ nin vokal özellikleri ile serbest vezini benimsedi. Mayakovski ve gelecekçilik taraftarı genç Sovyet şairlerinden esinlendi. Şiirlerinden birçoğu müzisyen Zülfü Livaneli tarafından bestelendi. Ünal Büyük gönenç tarafından özgün bir şekilde yorumlanmış olan küçük bir kısmı ise 1979′da “Güzel Günler Göreceğiz” ismiyle kaset olarak çıktı. Bir kaç şiiri ise Yunanlı besteci Manos Loïzos tarafından bestelendi. Ayrıca bazı şiirleri Yeni Türkü‘nün eski üyesi Selim Atakan ve Cem Karaca tarafından bestelenmiştir

Babası, Matbuat Umum müdürlüğü ve Hamburg konsolosluğu yapmış olan Hikmet Bey, annesi Ayşe Celile Hanım’dır.

Çok güzel ve alımlı bir kadın olan Celile Hanım, bir dilci, eğitimci olan Enver Paşa’nın (Mustafa Celalettin Paşa’nın oğlu) kızıdır. Evinde piyano çalan, ressam denilebilecek ölçüde iyi resim yapan, Fransızca bilen bir kadındır. Annesinin baba tarafından dedesi, Polonya‘dan 1848 Ayaklanmaları sırasında Osmanlı İmparatorluğu‘na göç eden Polonezlerden Konstantin Borzecki’dir. Bu göçün ardından Osmanlı vatandaşı olunca Mustafa Celaleddin Paşa adını almış ve Osmanlı Ordusu‘nda subay olarak görev yapmıştır. Türk tarihinde önemli bir eser olan “Les Turcs anciens et meternes” (Eski ve yeni Türkler) kitabını yazmıştır.Nazım Hikmet anneannesi tarafından da kuzey kafkasya çerkezlerindendir.

Babası Hikmet Bey, Selanik’te, Hariciye’de (Dışişleri) çalışan bir memurdur. Diyarbakır, Halep, Konya, Sivas valilikleri yapmış olan Nazım Paşa’nın oğludur. Mevlevi tarikatından olan Nazım Paşa aynı zamanda bir özgürlükçüdür. Kendisi Selanik’in son valisidir. Hikmet Bey henüz Nazım’ın çocukluğunda memuriyetten ayrılır ve ailece Halep‘e, Nazım’ın dedesinin yanına giderler. Orada yeni bir iş, hayat kurmaya çalışırlar. Başarısız olunca İstanbul‘a gelirler. Hikmet Bey’in İstanbul’daki iş kurma denemeleri de nihayetinde iflâsla neticelenir ve hiç hoşlanmadığı memuriyet hayatına geri döner. Fransızca bildiği için yeniden Hariciye’ye (Dışişleri) atanır

 

Selanik‘te doğdu. Aslen 20 Kasım 1901 olan doğum tarihi ailesi tarafından sene kaybetmemesi için 15 Ocak 1902 olarak kaydettirildi.[1]

İlk şiiri ‘Feryad-ı Vatan’’ı 1913‘te yazar. Aynı yıl Galatasaray Sultanisi‘nde ortaokula başlar. 1917‘de Heybeliada Bahriye Mektebi‘ne girer. Daha sonra Kurtuluş Savaşı için Anadolu‘ya geçer. Fakat sağlık nedenleri ile bahriyeden ayrılmak zorunda kalır. Bu sırada Hamidye Kruvazörü’nde güverte subayıdır.

Bolu‘ya öğretmen olarak atanır. Daha sonra Batum üzerinden Moskova‘ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi’nde siyasal bilimler ve iktisat okur. 1921‘de gittiği Moskova’da devrimin ilk yıllarına tanık olur ve komünizm ile tanışır. 1924‘te Moskova’da yayınlanan ilk şiir kitabı ’28 Kanunisani’ sahnelenir. O yıl Türkiye’ye dönerek Aydınlık Dergisi’nde çalışmaya başlar. Dergide yayınlanan şiir ve yazılarından dolayı on beş yıl hapsi istenince yeniden Sovyetler Birliği’ne gider. 1928’de af kanunundan yararlanır ve Türkiye’ye geri döner. Bu kez Resimli Ay dergisinde çalışmaya başlar. 1938’de yirmi sekiz yıl hapis cezasına çarptırılır. 12 sene süren tutukluluktan sonra askere alınacağı ve öldürüleceği endişesiyle Sovyetler Birliğine gitmek zorunda kalır. Bu yüzden DP hükümeti tarafından ülke vatandaşlığından çıkarılır ve Nazım Hikmet, mecburen büyük dedesi Mahmut Celaleddin Paşa (Konstantin Borzecki)’nın memleketi olan Polonya vatandaşlığına geçer ve Borzecki soyadını alır. Moskova’da 3 Haziran 1963 tarihinde kalp krizinden ölür.

 

Nazım Hikmet’in mezarı, Moskova

3 Haziran 1963 sabahı saat 06:30′da gazetesini almak üzere 2. kattaki dairesinden apartman kapısına yürümüş ve tam gazetesine uzanırken geçirdiği kalp krizi sonucunda yaşama veda etmiştir. Ölümü üzerine Sovyet Yazarlar Birliği salonunda yapılan törene yerli yabancı yüzlerce sanatçı iştirak etmiş ve tören siyah beyaz olarak kaydedilmiştir. Ünlü Novo-Deviçye Mezarlığı‘nda (Новодевичье кладбище) gömülüdür. Mezar taşı siyah bir granitten olup meşhur şiirlerinden biri olan rüzgâra karşı yürüyen adam figürü taş üzerinde ebedileştirilmiştir.

2006 yılında Bakanlar Kurulunun Türk vatandaşlığından çıkarılmalar ile ilgili yeni bir düzenleme yapması durumu belirdi. Yıllardır tartışılmakta olan Nazım Hikmet’in Türk vatandaşlığına yeniden kabul edilmesi yolu açılmış gibi gözükmesine rağmen Bakanlar Kurulu bu maddenin sadece yaşamakta olanlar için düzenlendiğini ve Nazım Hikmet’i kapsamadığını öne sürerek bu öneriyi reddetti.

Şair Nazım Hikmet’in 2008 yılının ilk günlerinde, eşi Piraye’nin torunu Kerem Bengü tarafından, Piraye’nin evrakları arasında, “Dört Güvercin” adında bir şiiri ve 3 adet tamamlanmamış roman taslağı bulundu

BAZI ESERLERİ:

 

Oyunları [değiştir]

  • Kafatası (1932)
  • Bir Ölü Evi (veya Merhumun Hanesi) (1932)
  • Unutulan Adam (1935)
  • Ferhat ile Şirin (1965)
  • Sabahat (1965)
  • İnek (1965)
  • Ocak Başında / Yolcu (iki oyun bir arada), (1966)
  • Yusuf ile Menofis (1967)

Romanları [değiştir]

  • Kan Konuşmaz, (1965)
  • Yeşil Elmalar (yedi yazardan derleme), (1965)
  • Yaşamak Güzel Bir şey Be Kardeşim, (1967)

Fıkraları [değiştir]

  • İt Ürür, Kervan Yürür (Orhan Selim adıyla gazetelerde yazdığı yazılar), (1965)

Masal kitabı [değiştir]

  • Sevdalı Bulut, (1968)

Tasarim GececiSezgin.
Tüm Hakları Saklıdır AsilDİl.Com - Veri Tabanı Wordpress dir.

Yeniliklerimiz  - Küçük Emrah Arama Motoru - ASP Script Arşivi  -  C++ - HTML - Java - XML, VRML, CSS - Cgi - Perl - PhP - Asp - Web Programlama - Delphi - PHP Script Arşivi - Yeni Başlayanlar - Bilim Teknoloji Haberleri - Kültür ve Sanat Haberleri - Sağlık Haberleri - Formula1 Haberleri - Spor Haberleri - Ekonumi Haberleri - Dünyadan Haberler - Türkiye'den Haberler -  Güneydogu Anadolu Bölgesi  -  Dogu Anadolu Bölgesi - Ic Anadolu Bölgesi -  Marmara Bölgesi - Ege Bölgesi - Karadeniz Bölgesi - Akdeniz Bölgesi -  CöpCatan - Aşk Üzerine E-kartlar - Aşk SMS Sözleri - Aşk Şiirleri - İtiraf Ediyorum -  Aşk'a Dair - Aşiklar Cafesi - Aşk Öyküleri - Aşk MektupLarı - Tasarim Paylasimi - Wallpaper - Font - PSD - Plug-in - Actions - Patterns - Shapes - Brushes - Gradients - Styles - Photoshop Eklenti - Diğer - Düğme ve İkonlar - Doku ve DesenlerWeb Grafikleri - Resim & Fotoğraf Efektleri - Yazı Efeketleri - Temel Bilgiler - Photoshop Dersleri - Korktuğunuz Anılarınız - Korkunç HikayelerKorkunç Videolar - Korkunç Resimler  - Yaprak Dökümü - SınıfEzo Gelin - Doktorlar - Pars Narko Terör - Görgüsüzler - Arka Sokaklar - Parmaklıklar Ardında - Genco - Bez Bebek - Kavak Yelleri - Annem - Kurtlar Vadisi - Arka Sıradakiler - Diziler - Diğer Spor Dalları - Basketbol - Diğer Kulüpler - Fenerbahce - Galatasaray - Besiktas  - Futbol - Motosikletler  - TekNik BiLgiLer - Otomobil - P2m Bölümü - Alt Yazilar - Emule & Türevleri - DC++ - Bittorrent - Dosya Paylaşım Programları - Programlama & Elektronik -  Ses & Video - AntiVirüs & Güvenlik - Crack & Serial - Program Download - MsN Programları - Smileyler - Nickler - Avatarlar - MsN Mesenger - Grafik & Tasarım - WebMaster - Mesajlaşma Programları ve Yardımlaşma - Resimli Program Anlatımları - Linux - Windows - İşletim Sistemleri - Püf NoktalarıParça: Tavsiye - Öneri - Donanım - Remix - Rock - PoP - Slow - HipHop - Arabesk - Rap - Türkü Hikayeleri - Gitar Akortları - ŞaRKı SözLeri - Yabancı Video klip ve Konser - AmaTör ÇaLışmaLAr - Dj PaYLaŞımLarı - Yerli Video Klip ve Konser - Resim - Video Paylaşım Alanı - Alış/Satış - Takas - Server Kurulumu - Kurulu Serverlar - Private serverlar - Online Oyunlar - İstek Oyunlar - Oyun Haberleri - Oyun Hileleri ve Püf Noktaları - Patch , Crack , Serial ve Save Game - Konsollar & Oyun Emulasyonları - Oyun Download - Öğretmenlerin Alanı - Ödev Dağıtımı - Öss ve ÖsYm - Liseler - Yurt Dışında Eğitim Ve Yaşamak - Kampüsümüz - Eğitim-Öğretim - Diğer DillerFransızca - ingilizce - almanca  Yabancı Diller - Cep Teknolojileri - Sevgi Mesajları - Bayram Mesajları - MMS - Bedava SmS - Cep SmS - Cep Telefonu Temaları - Cep Telefonu Müzikleri - Cep Telefonu Oyunları - Cep Telefonu Videoları - Cep Telefonu Programları - Cep Telefonu Genel - Telefon Arızaları ve Sorunları - Her TeLdeN - FanClup - BiLmeceLer , testLer ve Zeka OyunLArı - Şehir ResimLeri - iLginç FoToğrafLar - Fotoğraflar - Forum Oyunları - Komik Resimler - Komik Videolar - Komik YAzlıar & Hikayeler - Fıkralar - Geyik Burada - BiLiyor muydunuz? - GeneL KüLtür - AtAtürk KöşeSi - SosyoLoJi - PsikoLoJi - FeLsefe - Tarih - E-BooK - Sinema,Konser Tiyatro - Ayrılık Şiirleri - Şiir Bölümü - Kitap Dergi Resim ve Animasyonlar - Edebiyat, Öykü, Hikaye ve Anı - Güvenlik Haberleri - En Güncel Exploitler  - Vulnerabilities - Mail - Msn - Yahoo Mail Box Güvenliği - WebSayfaların Güvenliği - BlueHayat.Com Magazinde haberleri - BlueHayat O An - Oyun - Çocuk Eğitimi - Aşk ve Evlilik - Cinsel Yaşam ve Sorunları - Kadın Sağlığı - Giyim , Bakım ve Moda - Damak Keyfi - BayanLara Özel Bilim ve Teknoloji - TaTiL ve gEzi - TüRk aSkerimiz - Kırmızı Çizgi - Dini Konular - Garip ve Esrarengiz Olaylar - Sağlık - Güncel Konular - Kuşlar - Köpekler - Kediler - Akvaryum Dünyası - HayvanLar aLemi - BlueHayat İçin Yaptıklarımız - Ayın En İyİ Paylaşımcısı - Resim Yarışması - Yarışmalarımız - Anketler - Forum KuLLanımı - Recep İvedik İndir  - Yakalamaç Oyunu İçin Tıkla -
Varmısın Yokmusun Oyunu İçin Tıkla